İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

23 Nisan’a giderken: 13 yılda en az 852 çocuk işçi çalışırken hayatını kaybetti

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi, 23 Nisan’a giderken çocuk işçiliği raporunu yayımladı. İSİG Meclisi’nin verilerine göre 2013 yılından bugüne en az 852 çocuk işçi çalışırken yaşamını yitirdi. 2013’ten beri kayıt tutulduğunun belirtildiği raporda yılda ortalama 63-64 çocuğun hayatını kaybettiğine dikkat çekilirken 2024 ve 2025’te sırasıyla 71 ve 94 çocuğun iş cinayetlerinde hayatını kaybetmesinin durumun ciddiyetini ortaya koyduğu ifade edildi.

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi, 23 Nisan’a giderken çocuk işçiliği raporunu yayımladı. İSİG Meclisi’nin verilerine göre 2013 yılından bugüne en az 852 çocuk işçi çalışırken yaşamını yitirdi. 2013’ten beri kayıt tutulduğunun belirtildiği raporda yılda ortalama 63-64 çocuğun hayatını kaybettiğine dikkat çekilirken 2024 ve 2025’te sırasıyla 71 ve 94 çocuğun iş cinayetlerinde hayatını kaybetmesinin durumun ciddiyetini ortaya koyduğu ifade edildi.

3 milyon çocuk işçi

İSİG Meclisi tarım, sanayi, inşaat ve hizmet sektörlerinde toplamda 3 milyon çocuk işçinin çalıştırıldığını ifade ederken bunun 2 milyonunun MESEM ve meslek liselerinde öğrenci olduğunu bildirdi. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin  Aralık 2025’te ‘Türkiye Yüzyılı Mesleki ve Teknik Eğitim Zirvesi’nde yaptığı konuşmada “2024-2025 eğitim öğretim yılı itibarıyla toplam 3 bin 954 meslek okulunda 1 milyon 536 bin 242 öğrencimiz, 408 MESEM’de 420 bin öğrencimiz var” demişti. Yani işçileştirilme sürecinde olan yaklaşık 2 milyon öğrenci demek bu.

“2025-2026 eğitim öğretim yılında 509 bin 85 mesleki eğitim merkezi öğrencisi 224 bin 346 işletmede, 254 bin 60 MTAL öğrencisi ise 111 bin 578 işletmede mesleki eğitimi almaktadır.” Yani yaklaşık iki milyon öğrencinin (MESEM+MTAL) 765 bini işyerlerinde ‘bizzat işçi olarak çalışıyor’.

İSİG Meclisi raporun devamında çocuk işçiliğinin kitleselleşme sürecini, MESEM’lerin gelişim seyrini ortaya koyarken çocuk işçiliğine karşı mücadelede nelerin talep edilmesi ve nasıl bir mücadele hattının inşa edilmesi gerektiğini ifade etti.

Raporun devamı şöyle:

Çocuk işçiliği nasıl kitleselleştirildi?

Bu sürecin temelinde 24 Ocak kararları ve 12 Eylül darbesi ile hayata geçirilen neoliberal politikalar var ama ‘çocuk işçiliğinin kitleselleştirilmesi’ özellikle son 20 yılda uygulanan yoksullaştırma ve eğitim politikaları ile birlikte oldu.

Öncelikle eğitim sistemi üniversiteden başlayarak ilkokula kadar çökertildi. Her ile bir üniversite söylemi ile adını bilmediğimiz üniversiteler, bölümler açıldı, kitlesel mezunlar verildi. Bu süreç ücretlerin düşmesine, işsizliğe ve ataması yapılmayan mesleklerin oluşmasına yol açtı.

Eğitimin metalaştırılması ve sanayi-eğitim işbirliği politikaları hayata geçirildi. 2006 yılında MEB-Koç Holding işbirliği ile “Meslek Lisesi Memleket Meselesi” şiarıyla öğrencilerin sanayi için ara eleman olarak yetiştirilmeye başlanması hedefiyle meslek okullarının sayısı artırıldı ve liselerdeki oranı üçte biri geçti.

2012 yılında 4+4+4 ile ilk sekiz yıllık eğitim parçalandı, çocuklar 60 aylıktan itibaren okula başlatıldı, hayattan kopuk bir teorik müfredata boğuldu, okullara bina yapımı-öğretmen maaşı dışında hiçbir kaynak aktarılmadı. Özel okullara teşvikler verildi ve sayıları artırıldı. Bugün ilköğretimi bitiren ama temel matematik, dil, fen ve hayat bilgisi olmayan binlerce çocuk var.

Özetle eğitim sistemine büyük bir darbe vuruldu. Okumanın hem bir ‘gelecek sağlamadığı’ hem de ‘gereksiz bir faaliyet’ olduğu ‘herkes okuyacak diye bir şey yok’ denilerek empoze edildi ve eğitim politikaları bu noktada şekillendi.

Kentlerdeki çocukların en kötü çalışma biçimi olarak MESEM

2008 krizi sonrası yoksullaştırma politikaları hızla devreye girdi. Alım gücü düştü ve ailenin her üyesi çalışmak zorunda kalmaya başladı. Kentsel yoksulluk yaygınlaşınca eğitim politikalarının da bu konudaki yönlendirmesiyle hızla ‘çocuk işçiliği kentleşti’. Pandemi süreci ile birlikte çocuklar kitlesel olarak örgün eğitimden açık liseye kaydını aldırdı. Özellikle MESEM’de gördüğümüz üzere bizzat devlet politikalarıyla kitleselleştirilen çocuk işçiliği ve tüm Anadolu kentlerinde yoğunlaşan OSB gerçekliği artık çocuk işçi ölümlerini kent merkezlerine ve çeperlerine taşıdı.

MÜSİAD’ın düzenlediği 2014 Meslek Lisesi Çalıştayı raporundaki görüşler doğrultusunda şekillenen MESEM, 2016 yılında örgün eğitim kapsamına alındı. 2020 yılında MESEM programı öğrencileri fark derslerini alarak meslek lisesi diploması almaya hak kazandılar ve meslek liseleri bünyesinde MESEM sınıfları açılarak yaygınlık kazandı. 2021 yılında stajyer ve çırak ücretlerinin patronların sorumluluğundan alınıp İşsizlik Sigortası Fonuna bağlamasının ardından özellikle MESEM’li sayısında kitlesel bir artış yaşandı.

MESEM’lerde yoğunlaşan çocuk işçiliğinin nesnel zeminini yoksullaştırma ve eğitim sisteminin dışına itilme politikaları oluşturmaktadır. Yüzbinlerce çocuk eğitim adı altında bir gün okula dört gün işyerine gitmektedir. Pratikte ise işyerlerinde çalışma 5-6 gün ve 10-12 saate kadar çıkmakta ve Bakanın da izin verdiği üzere gece 23.00’a kadar ‘işi öğrenme bizzat işçi olarak çalışarak’ gerçekleştirilmektedir. Çocuklara verilen asgari ücretin üçte biri ila yarısı olan ücret ise (9-14 bin TL) işsizlik fonundan karşılanmakta, patronun cebinden en fazla (o da isterse) verdiği yemek ya da harçlık çıkmaktadır. Yani MESEM patronlar için ‘ücretsiz bir işgücü kaynağı’dır.

Bu nedenle MESEM yalnızca kötü bir eğitim modeli olarak kavranamaz. MESEM, kamusal kaynaklarla finanse edilen, sermayeye düşük maliyetli çocuk emeği sağlayan bir mekanizmadır. “Mesleki eğitim” söylemi, çocukların erken yaşta sömürü düzeni içine çekilmesini meşrulaştırmak için kullanılmaktadır.

Bu uygulamanın son iki yıldır ortaokul düzeyine indirilmesi için adımlar atılmaya başlandı. 17 Ocak 2025’te Resmi Gazete’de yayımlanan yönetmelikle 5. ve 6. sınıflarda eğitim yılı süresince, 7. sınıfta ise eylül ayının son iş gününe kadar ortaokullardaki çocukların meslek ortaokullarına nakli yapılabilecek. Yani mesleki eğitim adıyla işçileştirme yaşı 10-11’e düşürülüyor.

Sonuç olarak genelde maddi durumu kötü olan ailelerden çocuklar MESEM’e gitmektedir. Böylece bir yandan lise diploması alıp diğer yandan çalışıp diploma, kalfalık ve ustalık belgesi alarak (meslek sahibi olup koluna altın bilezik takarak) işyeri açma hayalleri olacak. Ancak gerçekte bu çocuklara sunulan gelecek OSB’lerde, gıda, metal, kimya gibi sektörlerde ara eleman olma ya da hizmet sektörü çalışanı olmaktır. Diğer yandan sağlıklarını, çocukluklarını ve gençliklerini işyerlerinde bırakacaklar.

İş cinayetleri en acı gerçektir ama orta-uzun vadeli sağlık sorunlarını da sorunun diğer yüzüdür. Uzun çalışma saatleri, ağır ve tehlikeli işlerde çalışma, kimyasal ve fiziksel risklere maruz kalma, gelişim çağında bedensel yıpranma, ruhsal örselenme ve eğitimden kopuş çocuk işçiliğinin pek de görünmeyen ama insan bedeninde kalıcı hasarlara neden olan sonuçlarıdır. Çocuk işçiliği, bu anlamda bir halk sağlığı sorunudur.

Çocuk işçiliği ile mücadeleye

Şu an çocukların kitlesel olarak işçileştirildiği bir sürecin sonuçlarını yakıcı bir şekilde yaşıyoruz. Bu noktada;

1- Çocuk işçiliği yasaklanmalıdır. Çocukları erken yaşta işgücüne iten tüm uygulamalara son verilmelidir.

2- Eğitim parasız ve bilimsel bir temelde yeniden yapılandırılmalıdır, özel okullar kamulaştırılmalıdır. Ailelerin çocuklarını çalışmaya mecbur bırakan koşullar ortadan kaldırılmalı, ücretsiz beslenme, ulaşım ve barınma gibi önlemler devlet tarafından sağlanmalıdır. Bu noktada eğitime bütçeden ayrılan pay artırılmalıdır.

3- Bizler, mesleki eğitime değil, çocukların ailelerinin maddi durumuna göre geleceklerinin belirlenmesine, çocuk yaşta işçileştirilmesine karşıyız. Çocuklarımızın hayatları yetenekleri ve eğilimlerine göre şekillenmelidir.

(Nasıl bir mesleki eğitim tartışması yapılmalıdır. Örneğin; mesleki eğitime başlama yaşı 16 olmalı, okulda ve işletmede geçen süre 40 saati aşmamalı, Cumartesi ve Pazar günleri tatil olmalı, 20.00-06.00 arasında çalışma yasak olmalı, sadece iş kazası ve meslek hastalıkları sigortası değil emeklilik sigortası da yapılmalı, ücret ve sigorta primlerini işveren ödemeli, ücret asgari düzeye çıkarılmalı, işçi sağlığı ve iş güvenliği denetimleri yapılmalı vb… Özetle ‘bizzat işçilik yaparak öğrenme’ değil ‘okul ve işyerinde birbirini tamamlayan bir eğitim-öğrenme’ temel alınmalıdır.)

Tabi sadece talep ederek bu sorunlar düzelmez. Emek ve gençlik örgütlenmelerinin öncülüğünde güncel sorunlar üzerinden oluşacak ortak yaklaşımların öne çıkarılacağı, toplumun bütün kesimlerini kapsayabilecek ‘çocuk işçiliği ile mücadele’ ekseninde ‘koordinatif bir ilişki ağı’ geliştirilmelidir.

Çocuk işçiliği ile mücadele diğer toplumsal sorunlardan ayrı düşünülemez. Esasen bugün gelinen süreçte zikzaklar çizilse de çocuk işçi ölümleri, MESEM’ler, bütçede çocuklar, parasız eğitim, uyuşturucu/kumar/şiddet/sanal bağımlılık ve çetelere karşı mücadele gibi güncel sorunlar üzerinden fiili bağlar kuruluyor ve adımlar atılıyor. Bu adımların kurumsal bir karaktere bürünmesi ise bizim ellerimizde…

Mission News Theme by Compete Themes.