Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Genel Başkanı Hüseyin Mat yazdı…
Aleviler kadar başınıza taş düşsün…
“Aleviler kadar başınıza taş düşsün” sözü, bu topraklarda yüzyıllardır süren çifte standardın, ötekileştirmenin ve sistematik adaletsizliğin en çıplak özetidir.
103 yıllık Cumhuriyet tarihinde Aleviler;
Başbakan olmadı,
Cumhurbaşkanı olmadı,
Genelkurmay Başkanı olmadı.
Ama bu ülkenin vergisini ödedi, Askerliğini yaptı, Emek verdi, bedel ödedi, can verdi.
“Laikliğin bekçisi” dendi,
“Cumhuriyetin teminatı” ilan edildi, Demokrasi mücadelesinin en ağır yükü omuzlarına bırakıldı.
Bu ülkenin demokratikleşmesi, özgürleşmesi ve karanlığa teslim olmaması için en fazla bedel ödeyen toplumlardan biri Aleviler oldu.
Dersim’de soykırımı yaşadı,
Maraş’ta katledildi,
Çorum’da hedef alındı,
Gazi’de kurşunlandı,
Madımak’ta diri diri yakıldı.
En ağır hakaretlere maruz kaldı.
Ama ne zaman bir kriz çıksa,
Ne zaman bir günah keçisi aransa,
Ne zaman bir siyasi hesap yapılsa,
İlk hedef yine Aleviler oluyor.
Faşistleri, gericileri, mezhepçi karanlığı zaten biliyoruz.
Peki ya yıllardır “laik”, “cumhuriyetçi”, “Kemalist”, “ulusalcı”, “sosyal demokrat” maskesiyle dolaşıp fırsat buldukça aynı dili kullananlara ne demeli?
Sıkıştığınız her yerde ilk suçlu neden Aleviler oluyor?
Beceriksizliğinizi, siyasal iflasınızı, korkularınızı ve yanlışlarınızı neden Aleviler üzerinden aklamaya çalışıyorsunuz?
Bu ülkeyi siyasal İslam’a teslim eden sözde demokratlar; biz sizin mezhebinizi hiç sormadık.
12 Eylül’ün karanlığını bu ülkenin üzerine çöken Kenan Evren’in mezhebini sormadık.
Denizleri, Mahirleri, İbrahimleri, Erdal Erenleri, Berkinleri katledenlerin mezhebini sormadık.
Alevilere, Kürtlere ve bu ülkenin tüm ötekilerine zulmedenlerin mezhebini sormadık.
Bu ülkeyi yöneten başbakanlar, cumhurbaşkanları memleketi parsel parsel satarken; emperyalizme teslim ederken; doğayı talan ederken; yoksulluğu, adaletsizliği ve sefaleti büyütürken mezheplerini sorgulamadık.
Çocuklara tecavüz edenlerin, dini istismar edenlerin, halkı soyanların, kul hakkı yiyenlerin mezhebini sorgulamadık.
Çünkü mesele hiçbir zaman mezhep olmadı.
Mesele; adaletsizlikti, sömürüydü, zulümdü, ikiyüzlülüktü.
Ama konu Aleviler olunca herkes bir anda mezhep uzmanı kesiliyor.
İşte bu açık bir çifte standarttır.
Bu düpedüz ayrımcılıktır.
Bu sistematik bir ötekileştirmedir.
Bu, toplumsal barışı dinamitleyen tehlikeli bir siyasal dildir.
Aleviler bu ülkenin yükü değil;
Vicdanıdır.
Hafızasıdır.
Direncidir.
Bu ülkenin eşit yurttaşlarıdır.
Lütuf değil, hak isterler. Hoşgörü değil, adalet isterler. Görünmek değil, eşit ve onurlu yaşamak isterler.
Kimse Alevileri hedef göstererek kendi karanlığını meşrulaştıramaz.
Hiç kimse kendi siyasi hesaplarını, çıkarlarını ve kirli hedeflerini Aleviler üzerinden yürütemez.
Cumhuriyet Gazetesi’nde yazan Mine Kırıkkanat’ın, Kemal Kılıçdaroğlu’nun Alevi kimliği üzerinden kullandığı “kılıç artığı” ifadesi; yalnızca bir kişiye yöneltilmiş sıradan bir hakaret değildir.
Bu ifade; bu toprakların çok katmanlı hafızasına, halkların ortak acılarına ve Alevi inancının tarihsel varlığına yöneltilmiş açık bir nefret söylemidir.
“Kılıç artığı” ifadesi, katliamların, sürgünlerin, zorunlu göçlerin ve inkâr siyasetinin dilidir.
Bu söz; geçmişin yaralarını yeniden kanatmak, toplumsal fay hatlarını yeniden derinleştirmek anlamına gelir.
Burada artık “ama”, “fakat”, “lakin” yok.
Hiç lamı cimi yok:
Derhal gereken yapılmalı, açık ve net bir tutum alınmalıdır.
Sessizlik, tarafsızlık değildir; suç ortaklığıdır.
Susmak, onaylamaktır. Görmezden gelmek, bu nefret diline ortak olmaktır.
Aksi halde yalnızca siyasi güven değil, toplumun vicdanındaki yeriniz de sonsuza kadar kaybolacaktır.
Bir gazete, halkların hafızasına hakaret ederek değil; hakikatin yanında durarak var olabilir.
Eğer bunu yapmıyorsa, eğer nefret söylemine alan açıyorsa, eğer ayrımcılığı meşrulaştırıyorsa; o gazete yalnızca eleştirilmemeli, aynı zamanda okunmamalıdır.
Çünkü bazen en güçlü cevap, sessizce yüz çevirmektir.
Aşk ile.







