İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

YOL BİR SÜREK BİNBİR

YOL BİR SÜREK BİNBİR

Dersim Kızılbaş Alevi inancı (Raa Haq / Hak Yolu), doğayı sadece bir yaşam alanı olarak değil, Hakk’ın kendisini aşikâr ettiği, can bulduğu mukaddes bir meclis olarak görür. İnanışta dağ, taş, su, ağaç ve güneş birer cansız nesne değil; “Xızır’ın (Hızır) dokunduğu”, her birinde ilahi sırrın gizlendiği rızalık mekanlarıdır.

“Cümle Can Bir Candır”
Dersim Aleviliğinde her şey “Çar anasır” (ateş, su, toprak, hava) ile var olmuştur ve her mahlukat birdir. İnsan doğanın efendisi değil, onun mütevazı bir parçasıdır.

Sadece insanlar arasında değil, kurtla, kuşla, ağaçla ve akarsuyla da rızalık esastır. Bir canlının hakkını gaspetmek, Hakk’ın rızasını kaybetmektir.

Dersim coğrafyasındaki dağlar (Munzur, Düzgün Baba), pınarlar, asırlık ağaçlar birer “ziyaret” alanıdır. Doğayı kirletmek, bir ağacın dalını sebepsiz yere kırmak bu yüzden en büyük günahlardan (düşkünlük sebeplerinden) biri sayılır.

“Kurda Kuşa, Dağa Taşa…” Lokmalar pay edilirken ya da niyaz edilirken önce insanın kendisine değil; dağa, taşa, kurda, kuşa, ardından komşuya ve en son kendine dua edilir. Bu, bencillikten arınmanın ve evrensel bir sevginin nişanesidir.

Dersim’de sabahın ilk ışıklarıyla, gün doğarken yüz rızalıkla güneşe (Ya Şems) dönülür. Güneş, nurun ve nur-ı ilahinin yeryüzündeki tecellisidir.

“Bismi Şah, Allah Allah…
Yüzümü döndüm nura, erdim huzura.
Ya rona kiti (Ey doğan aydınlık/güneş), sen cümle alemi aydınlatırsın, canlara can verirsin.
Sen önce dağa taşa, kurda kuşa, aç olana, muhtaç olana, darda kalana yetiş; sonra da biz evlatlarına Hızır’ın yoldaşlığını eyle.
Sabahın hayrı, mazlumun ahından uzak eylesin. Kapımızı darda, gönlümüzü harda bırakma.
Ya Xızır, sen darda kalanın dermanı, yolda kalanın yoldaşı ol. Gerçeğe hüü…”

Dersim inancında bir ağacı kesmek, bir cana kıymakla eşdeğer görülebilir. Ancak kışlık yakacak veya barınma gibi hayati bir zorunluluk varsa, ağaçtan ve ormanın sahibinden (Xızır’dan) mutlaka rızalık alınır. Yaş ağaç asla kesilmez, kuruyan veya budanması gereken dal için niyet edilir.

“Bismi Şah, Allah Allah…
Ey yeşil can, ey toprağın nefesi,
Senden bu odunu/dalı almaya mecbur kaldık. Sana acı vermek, senin canını incitmek istemeyiz. İhtiyacımız için senin bir parçana talip olduk, bize hakkını helal eyle, rızalık ver.
Senin kökünü var eden, canını yeşerten Hak, bizim de niyetimizi ve günahımızı affeylesin.
Yaratanın rızasıyla, doğanın rızasıyla… Hüü…”

İkrar, kişinin Hak kapısına, mürşidine, pirine ve rehberine verdiği sözdür. Bu söz sadece insani ilişkileri değil, eline, beline, diline sahip çıkma sözünü; yani doğayı ve canı incitmeme ahdini de içerir. İkrar veren kişi, “Ölüm var, dönüm yok” diyerek yola girer.

“Bismi Şah, Allah Allah…
Eline, beline, diline sahip olacağına;
Aşına, işine, eşine sadık kalacağına;
Gördüğünü örtüp, görmediğini söylemeyeceğine;
Kurdu, kuşu, yeşili, canı incitmeyeceğine dardan inip divana durarak ikrar verdin.
Hünkar Hacı Bektaş Veli, Şah-ı Merdan Ali, Pir-i Mugan rehberin olsun.
İkrarın mübarek, yolun açık, Hızır yoldaşın olsun.
Gerçeğin demine hüü…”

İbrahim Mayda

İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın

Mission News Theme by Compete Themes.