Suna Doğan yazdı…
Kadınların gülüşü, çoğu zaman yoksulluğun, yalnızlığın ve şiddetin gölgesinde yankılanır.
Ama o gülüş, yalnızca neşe değil; varoluşun, direnmenin, “ben buradayım” demenin en eski dilidir.
Gülüyorlar.
Çoğu zaman inadına, inadına.
Sanki bir sır saklıyorlar dişlerinin arasında, o direnen kadınlar.
Acıya, ağrıya, açlığa, mutsuzluğa, umutsuzluğa, vurulmaya, yok sayılmaya rağmen.
Bir şiirimde demiştim:
“Ey dert, sen de benimsin ama ben, gülmeyi seçtim senden önce.”
O cümle, kadın olmanın özetiydi.
Hem acının hem direnişin, hem kırılganlığın hem de pes etmeyen gücün sesi.
Kadınlığın kadim hikâyesiydi – yıkılmadan, yeniden başlamak gibi.
Yoksulluğun Kadın Hali
Yoksulluğun yüzü, çoğu zaman kadındır.
Kadın, hem kendi emeğinin hem de görünmeyen işlerin yükünü taşır:
çocuk bakımı, yaşlı bakımı, ev işleri…
Bu emeğin adı çoğu zaman “sevgi” diye konur.
Ama sevgiyle emek birbirine karıştığında, sömürü görünmez olur.
Kadın yoksulluğu yalnızca gelir eksikliği değildir;
fırsat, güvenlik ve saygı eksikliğidir.
Birçok kadın erkekle aynı işi yapar ama daha az kazanır.
Çoğu sigortasızdır.
Emekliliği bile eşit değildir.
Kimi kocasının eline bakar, kimi patronunun merhametine,
kimi ise kendi emeğini bile küçümseyen bir sisteme sıkışır.
Yalnızlık: Modern Zamanın Şiddeti
Yalnızlık, hem kadın hem erkek için acıdır;
ama kadın yalnızlığı sessizdir.
Kimse onu “şiddet” olarak adlandırmaz.
Oysa yalnız bırakılmak da bir şiddettir.
Kadın, evde yalnız bırakılır.
Evlenip gittiği yerde yalnız bırakılır.
Sokakta yalnız yürür, karakolda yalnız şikâyet eder.
Birçok kadın, “nasıl olsa kimse inanmaz” korkusuyla susar.
Ve o sessizlik, sistemin işine gelir.
Yalnızlık, kadının sesini kısmanın en modern yoludur:
Onu susturmak yerine çevresini boşaltmak.
Onu damgalamak, kötü ilan etmek.
Şiddetin Biçimleri: Yumruk Görünür, Söz Saklanır
Şiddet çoğu zaman yumrukla başlar sanırız.
Oysa önce bir cümleyle gelir:
“Sen yapamazsın.”
“Ben bilirim.”
“Kadın haddini bilsin.”
Söz, tokattan daha derin iz bırakır.
Kadını yok saymak bir şiddettir.
Ekonomik şiddet, erkeğin kazancını paylaşmamasıdır.
Psikolojik şiddet, değersiz hissettirmektir.
Sosyal şiddet, yalnızlaştırmaktır.
Ve toplum, çoğu kez bu şiddet türlerini “normal” sayar.
Direnişin Sessiz Halleri
Ama kadınlar direniyor.
Her sabah yeniden uyanarak, işe gidip eve dönerek,
çocuklarını okula göndererek, kimse kalmasa bile kendine sarılarak.
Kahkahasıyla, gözyaşıyla, kalemiyle,
sokakta can pahasına haykırarak.
Direniş bazen meydandadır,
bazen mutfakta,
bazen bir kahve masasının etrafında.
Bir kadın başka bir kadına “Anlıyorum seni” dediğinde,
o sessiz direniş zinciri yeniden kurulur.
Kadın dayanışması, sistemin göremediği en büyük güçtür.
Bir kadının bir başka kadını dinlemesi bile politiktir.
Gülün Kadınlar, Gülün. Çünkü Gülmek, Var Olmaktır.
Kadının kahkahası hâlâ bazılarını rahatsız ediyor.
En çok da sistemi.
Çünkü o kahkaha “itaat etmem” diyor.
Yüzyıllardır susturulmaya, küçümsenmeye, ezilmeye çalışan kadınların gülüşü,
en sade ama en devrimci eylemdir.
Ve o gülüşler, bütün yenilgilerin içinden filizlenen bir umut gibi
sessiz ama kararlı bir şekilde yükselir:
“Ey dert, sen de benimsin… ama ben, gülmeyi seçtim senden önce.”
Son Söz
Kadınlar gülmeye devam ediyor.
Bir Yunus kadar sakin, bir ceylan kadar yaralı.
Çünkü biliyorlar:
Her kahkaha bir nefes kadar dürüst,
her acı bir öğretmen kadar sessizdir.
Ve bu dünyada kadınlar, her şeye rağmen,
gülüşleriyle insanlığın vicdanını diri tutuyorlar.
Bazı gülüşler, bunca acıya, zulme, yok sayılmaya karşı
yalnızca bir alay değil –
bir “buradayım” deme biçimidir.
Suna Dogan / İsviçre








