Alevilik, sıkça iddia edildiği gibi İslam’ın bir mezhebi değildir. O, İslam’dan çok önce var olan, Mezopotamya’nın ve Anadolu’nun kadim kültürlerinden beslenen özgün bir inançtır. Ritüelleri, sembolleri, müziği, yaşam felsefesi ve “rıza şehri” anlayışıyla kendine has bir yol oluşturur.
Bugün bu kadim inanç, görünmez bir asimilasyon süreciyle karşı karşıyadır. Süreç çoğu zaman baskılarla değil, “önemsiz” gibi görünen ama kimliği dönüştüren küçük sapmalarla işlemektedir. Oysa asimilasyon ve bir inancın inkârı tam da böyle başlar.
Güncel araştırmalar, Alevilerin Türkiye’de hem eğitim hem medya hem de siyasal temsil düzeyinde görünmezleştirildiğini, Alevi gençlerin ise kimlik krizleri yaşadığını göstermektedir. Bu görünmezlik, asimilasyonun en tehlikeli boyutudur.
Günümüzde Asimilasyonun Somut Görünümleri
1. Zorunlu Din Dersleri ve Köylere Cami Yapımı
Alevi çocukları, okullarda zorunlu din derslerinde Sünni İslam’ın tekçi yorumuna maruz bırakılmaktadır. Sivas ve Tokat’taki bazı Alevi köylerinde, dedelerin yürüttüğü cem erkânı yerine camiler inşa edilmiş, çocuklar Kuran kurslarına yönlendirilmiştir. Bu, bir inancı başka bir inançla ikame etmenin somut örneğidir.
Alevilerin din özgürlüğü ihlalleri, özellikle zorunlu din dersleri, kolektif hafızada derin bir yara olarak durmaktadır.
2. Ritüellerin Sünnileşmesi
Cenazeler, Alevi erkânı olan gülbang ve deyişlerle kaldırılırken, bazı köylerde mevlit okutma, tesbih çekme, Yasin okutma gibi Sünni uygulamalar yaygınlaşmıştır.
Düğünlerde damadın omzuna yeşil örtü konması Alevi geleneğinde yoktur. Ancak bugün bu “moda” veya baskı nedeniyle uygulanmaktadır. Bu tür küçük değişimler, asimilasyonun görünmez mekanizmalarıdır.
3. İsimler Üzerinden Bilinçli Asimilasyon
Çocuklara verilen isimler, toplumun kimliğini ve inanç hafızasını nesiller arası aktaran en görünür araçtır. Ancak Sünni çevre etkisi veya modaya uyum nedeniyle seçilen isimler, Aleviliğin özgün kimliğini zayıflatmaktadır.
İsimler sadece birer çağrı değil; kimliğin, yolun ve kültürel hafızanın sembolüdür. Bu nedenle ailelerin, toplumun ve yol sahiplerinin isim seçimlerinde bilinçli ve dikkatli davranması kritik önemdedir.
4. Düğünlerde Yeşil Örtü: Çok Katmanlı Sembolizm
Alevi düğünlerinde damadın omzuna atılan yeşil örtü, sadece tarikat ve İslami bir sembol değil; aynı zamanda milliyetçi, savaş ve politik simge olarak da okunabilir. Üzerinde ay-yıldız bulunması, sembolün anlamını güçlendirir.
— İslami boyut: Yeşil renk camilerde ve muhafazakâr sembolizmde öne çıkar.
— Tarikat boyutu: Damat, cemaatin manevi hiyerarşisine katılımı simgeler. — Milliyetçi/politik boyut: Ay-yıldız, Türk milliyetçiliğinin çağrışımını taşır.
— Savaş/cihat boyutu: Yeşil bayrak tarih boyunca kutsal savaş sembolü olmuştur.
Bu sembol, sadece bir düğün geleneği değil, Alevi kimliğini görünmez şekilde dönüştüren çok katmanlı bir araçtır. Tıpkı cenazelerde olduğu gibi düğünler de çok önemlidir; düğünler ve nikâhlar da isimler gibi bir ömür boyu hafızalarda yer eder. Bu nedenle Alevi toplumunun bu ritüelleri bilinçli şekilde sahiplenmesi, inancın hafızasını koruması açısından kritik önemdedir.
5. Medya ve Popüler Kültür
Türk dizileri ve filmleri çoğunlukla Sünni ve milliyetçi kodlarla yazılmaktadır. Cem sahneleri ya hiç gösterilmiyor ya da folklorik bir unsur gibi sunuluyor. Aleviliğe değinen yapımlar ise yüzeyselleştirilmiş ya da Sünni-milliyetçi kurguların içine boca edilmiştir.
Bu temsil biçimi, Alevi gençlerin kendilerini ya hiç görmemesine ya da karikatürize edilmiş şekilde görmesine yol açmakta ve kimlik inşasını zayıflatmaktadır.
6. Sünni–Alevi Evliliklerinde Kimlik Kaybı
Sünni gelinlerin özellikle ve tabi damatların veya çoğunluğu Sünni çevrede yaşayan ailelerin çocukları, cem evine götürülmüyor; ritüel ve ibadetler Sünni uygulamalara göre şekilleniyor. Bu, birkaç kuşak içinde Alevi kimliğinin görünmez şekilde erimesine yol açıyor.
7. Diaspora Alevi Gençliği: Üçlü Kuşatılmışlık ve Kimlik Krizi
Yurt dışında yaşayan Alevi gençleri, üç yönlü bir kuşatılmışlık içindedir. Bir yandan kendi toplumlarında, derneklerdeki ve Cem evlerinde ki tutuculuk, köksel – bölgecilik ve mikro ayrımcılıklar nedeniyle inanç kurumlarından uzaklaşmakta; diğer yandan yaşadıkları ülkelerde eğitimde, iş yaşamında, ev bulmada ve sokakta sistematik ya da sinsice ayrımcılığa maruz kalmaktadırlar. Üçüncü boyut olarak, Türkiye’deki Sünni İslamcı ve Türk milliyetçiliği de onları hedef almakta, etkilerini diaspora alanına kadar taşımaktadır. Örnek olarak, yakın zamanda bir Alevi genç politikacının posterine “Türkçe Alevi defol” yazılmış ve bu olay medyada geniş yer bulmuştur.
Bu üçlü baskı gençleri, adeta “üçlü yabancılık” veya “çifte yabancılık” haline sürükler: Kendi toplumundan uzak, yaşadığı toplumda da dışlanmış ve atalarının ülkesiyle bağlantılı olarak sürekli hedef alınan bir konumda kalırlar. Böyle bir ortamda gençler, sığınacak bir aidiyet alanı bulmak için atalarının geldiği ülkede sembolleşmiş kişilerden “idol” yaratmaktadır. Ve bu sembolleri, kendi dışlanmışlıklarına karşı bir kalkan olarak görmekte; değerli ve kabul edilmiş hissetmek için onlara sarılmaktadırlar.
Ne var ki bu idolleşme, çoğu zaman eleştirel aklın kaybolmasına yol açmaktadır. Gençler, idol olarak seçtikleri kişilerin yanlışlarını ya görmezden gelmekte ya da bir “affedici neden” bularak meşrulaştırmaktadır. Bu durum, hem bireysel hem de toplumsal kimlik inşasında kırılganlıklar yaratmaktadır.
Dolayısıyla diaspora Alevi gençliğinin ihtiyaç duyduğu şey, köhnemiş kalıplardan uzak, kapsayıcı, yenilikçi ve eleştirel bir Alevi örgütlenmesidir. Böylece gençler kendi kimlikleriyle barışık, yaşadıkları ülkede ise daha dirençli bireyler olarak var olabilirler.
Camilere Kararlı ve Net Bir Red: Aleviliğe Yakışan Duruş
Alevi köylerine dikilen camiler ve Kuran kursları, Alevi inancının görünmez şekilde dönüştürülmesi için kullanılan araçlardır. Bu duruma karşı kararlı, net ve sert bir şekilde “hayır” demek, Aleviliğin kendi yolunu ve özgün kimliğini koruma refleksidir.
Alevilerin şu soruyu kendilerine sormaları gerekiyor:
“Neden köylerimize cami yapılıyor? Eğer Alevi–Sünni ayrımı yoksa, devlet bunu bilinçli bir asimilasyon politikası olarak uygulamıyorsa, neden bir Sünni köyüne de Cem evi yapılmıyor?”
Bu sorunun cevabını Aleviler aslında biliyor. Yok etme politikaları sadece Sivas’ta yakarak, Maraş’ta katliamla, Çorum’da linçlerle ya da bugün Suriye’de Alevileri hedef alan İslamcı katliamlarla yapılmıyor. Aynı zamanda köylere cami yaparak, mecburi din dersleriyle, toplumsal baskılarla ve evliliklerde Sünni tarafın “daha güçlü” olduğu gerekçesiyle inancı içten eriterek de yapılıyor.
Ne yazık ki bazı Alevi çevreler, bu uygulamaları “iyi niyet” olarak görüp sessiz kalabiliyor. Kimi saflığından, kimi “kabul görme içgüdüsü” ile yapıyor, kimisi de belki gönüllü bir şekilde kendi inancını satıyor. Eğer bu son ihtimal gerçekse, o zaman bu çevreler “ben Aleviyim” dememeli. Çünkü gerçek Alevi, kendi yolunun varlığı için mücadele eden, kendi inancının yok edilmesine rıza göstermeyenlerdir.
Tartışma
Küçük gibi görünen ritüel değişiklikleri, medyada Sünni kodların baskınlığı, cami ve Kuran kurslarının yaygınlaştırılması uzun vadede Alevi kimliğinin erimesine yol açar. Aleviliği “İslam içi bir mezhep” olarak görmek, bu süreci daha görünür ve uygulanabilir hâle getirir.
Oysa Alevilik, kadim ve bağımsız bir inanç sistemidir; kendi erkân, sembol ve öğretilerine sahiptir.
Sonuç: Yol, Özden Uzaklaştıkça Yol Olmaktan Çıkar
Bugün yapılması gereken:
— Cem ve erkânımıza sahip çıkmak ve eksiksiz uygulamak.
— Medya ve popüler kültürün Sünni dayatmalarına karşı farkındalık yaratmak.
— Ritüel ve sembolleri bilinçli şekilde yorumlamak ve gerektiğinde müdahale etmek.
— Alevi köylerine yapılan cami ve kurslara karşı net durmak, mevcut camilerin kaldırılıp yerine Cem evi yapılması Cem evi varsa bile bu Camilerin kaldırılması için mücadele etmek.
— Diaspora Alevi gençlerine yönelik kapsayıcı ve yenilikçi örgütlenmeler kurmak.
Unutmayalım ki: Asimilasyon ve bir inancın inkârı küçük değişikliklerle başlar. Biz buna rıza göstermediğimiz sürece yolumuz dimdik ayakta kalacaktır.
Suna Doğan İsviçre








