İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Halden Anlamanın Sessiz Çöküşü

Halden Anlamanın Sessiz Çöküşü

İlişkisel empati, öz-farkındalık ve insanın kendine bakabilme gücü üzerine bir deneme

“Başkalarını yargılamak kolaydır; zor olan, insanın kendine aynı gözle bakabilmesidir.”

— Albert Camus

Not

Bazen dünyanın gürültüsü fazlalaşır. Siyaset, savaşlar, gündem, hız ve sürekli konuşma hâli… Oysa bütün bu kalabalığın ortasında, insanın insan hâli ve insana bakma biçimi hâlâ en eski sorudur. Belki de her şeyden önce bu soruya dönmek gerekir: İnsan, insanı gerçekten görebiliyor mu?

İnsan ilişkilerinin en eski ve en sessiz bilgisi vardır: halden anlamak.

Ne yalnızca bir duyguyu sezmek, ne de bir düşünceyi kavramaktır bu. Daha çok, bir başkasının hayatına bakarken kendi merkezinden biraz uzaklaşabilme becerisidir. Onun yükünü, suskunluğunu, sınırını ve taşıyabildiği şeyi birlikte görebilme hâli…

Fakat çağ değiştikçe bu bakış da değişir. İnsan, giderek daha çok kendini duyurmak ister; daha az dinler, daha az bekler, daha az durur. “Ben istiyorum” cümlesi, fark edilmeden bir yön duygusuna dönüşür. Sanki istek, kendi başına yeterli bir haklılık üretirmiş gibi…

Oysa her istek, karşısında bir başka insanın sınırını aşabilir.

Ve sınırlar görünmez olduğunda, ilişkiler yavaşça şekil değiştirir. Bir denge olmaktan çıkar, bir beklenti ağına dönüşür. Söylenmeyen şeyler çoğalır. Açık sözün yerini suskunluk alır. Kırılganlık, doğrudan ifade bulmak yerine dolaylı biçimlere sızar: geri çekilme, sessizlik, küçük ya da büyük uzaklaşmalar…

İnsan bazen konuşmaz; ama susarak da konuşur.

Belki de en az fark edilen kırılma burada başlar: insanın kendisine eleştirel bakmayı bırakmasında.

Çünkü insan, çoğu zaman kendisiyle karşılaştığı metinleri bir ayna gibi değil, bir pencere gibi kullanır. İçeri bakmak yerine dışarıyı izler. Kendini sorgulamak yerine başkalarını tanımlar. “Böyle insanlar var, onlar böyledir” demek kolaydır; “ben de böyle biri olabilir miyim?” sorusu ise daha zor ve daha ağırdır.

Bu yüzden insan, kendini çoğu zaman hep dışarıda tutar.

Oysa halden anlamak yalnızca başkasına dönük bir incelik değildir. Aynı zamanda insanın kendine bakma biçimidir. Kendi niyetini, kendi körlüğünü, kendi eksik görme hâlini fark edebilmesidir.

Belki de bu yüzden mesele hiçbir zaman sadece “başkasını anlamak” değildir. Asıl mesele, insanın kendine ne kadar yabancı kalabildiğidir.

Zaman değişir, kelimeler değişir, ilişkiler biçim değiştirir; ama bazı hakikatler insanın içinde değişmeden kalır.

Bir insan, bir diğerini gerçekten görebilir mi?

Yoksa hep kendi iç sesinin yankısını mı dinler?

Ve belki de en eski hakikat şudur:

İnsan, en çok kendini görmediği yerden başkasını yargılar.

Halden anlamanın kaybı ise bir başkasını kaybetmek değil; insanın kendi iç mesafesini fark edememesidir.

Ve belki de insan, en çok o mesafede yalnız kalır.

Suna Doğan

İsviçre

Mission News Theme by Compete Themes.