Suriye’nin Kayıp Kadınları
Bugün Suriye’de sadece bir savaş yaşanmıyor. Bugün Suriye’de kadın bedeni üzerinden yürütülen sistematik bir yok etme politikası yaşanıyor. Dün Ermeni kadınlarının çığlığını duymayanlar, Dersim’de anaların ağıtlarına kulak tıkayanlar, Maraş’ta yakılan evlerin önünden geçenler, Sivas’ta insanları diri diri yakanlara seyirci kalanlar; bugün de Suriye’de kaçırılan kadınlar için sessiz.
Sessizlik artık tarafsızlık değil, suç ortaklığıdır.
HTŞ eliyle kurulan şeriatçı düzen; yalnızca bir yönetim modeli değil, kadın düşmanı erkek egemen barbarlığın yeni yüzüdür.
Bu karanlık yapı; Alevi kadınlara, Kürt kadınlara, Dürzi kadınlara, Hristiyan kadınlara ve tüm farklı kimliklere savaş açmıştır.
Kadınları kaçırıyorlar.
Kadınları köleleştiriyorlar.
Kadın bedenini ganimet sayıyorlar.
Ve dünya yine susuyor.
Bugün adını bildiğimiz bir kadın var. Betül.
Ama biliyoruz ki Betül sadece bir isim değil.
Betül; kaçırılan bütün kadınların ortak adıdır artık. Onun nerede olduğunu bilmiyoruz.
Nasıl koşullarda tutulduğunu bilmiyoruz.
Yaşıyor mu, işkence görüyor mu, satıldı mı, susturuldu mu bilmiyoruz. Ama bildiğimiz bir şey var. Bir kadın kaybolduğunda sadece bir insan kaybolmaz; bir halkın hafızası, bir annenin duası, bir çocuğun geleceği de karanlığa gömülür.
Ortadoğu’da kadın kaçırmaları artık savaşın “yan sonucu” değil, doğrudan savaş yöntemidir. IŞİD’in Ezildi kadınlara yaptığını bugün HTŞ, farklı halklardan ve inançlardan kadınlara yapmaktadır. Çünkü kadın bedeni üzerinden toplumu teslim almak istiyorlar.
Kadını susturunca halkların da susacağını sanıyorlar.
Ama bilmiyorlar. Biz Dersim’den bugüne küllerimizin içinden konuşmayı öğrendik.
Biz Maraş’tan bugüne yasımızı öfkeye dönüştürmeyi öğrendik. Biz Sivas’ın ateşinden geçerken suskunluğun nelere mal olduğunu gördük. Bu yüzden bugün Betül için konuşmak, sadece bir kadın için konuşmak değildir. Bu; insanlık için konuşmaktır.
Bu; karanlığa karşı taraf olmaktır.
Uluslararası insan hakları örgütleri, kadın kurumları ve Birleşmiş Milletler artık “endişe duyuyoruz” açıklamalarının arkasına saklanamaz. Kadınlar kaçırılırken diplomatik cümleler kurmak, katillerin elini güçlendirmektir.
Türkiye’de iktidarın HTŞ ve Colani yönetimiyle kurduğu yakın ilişki ise ayrıca utanç vericidir.
Kadın düşmanı cihatçı yapılarla kurulan her temas, Suriye’deki kadınların çığlığına sırt dönmektir. Biz kadınlar biliyoruz. Bir yerde kadınlar kaçırılıyorsa, hiçbir yerde özgürlük yoktur.
Bugün Betül için ses çıkarmazsak, yarın başka kadınların isimlerini ezberlemek zorunda kalacağız. Bu yüzden susmayacağız. Kaçırılan kadınları unutturmayacağız. Kadın bedenini savaş alanına çeviren erkek egemen barbarlığa teslim olmayacağız. Çünkü biz, yaşamdan yanayız. Çünkü biz, hakikatten yanayız.
Çünkü biz kadınların birbirine ulaşan sesinin, en karanlık rejimlerden daha güçlü olduğunu biliyoruz.
Kaçırılan kadınlar bulunsun!
Suriye’de kadın kırımı dursun!
Kadın dayanışması sınırları aşsın!
Betül yalnız değildir!
Elif KELEŞ O.





















