
Tokat’ın Niksar ilçesine bağlı Yazıcık Beldesi’nde yürütülmesi planlanan bentonit madeni projesine ilişkin davada mahkeme kararını verdi. İdare Mahkemesi, MAPEG tarafından verilen maden işletme ruhsatını iptal etti. Mahkeme kararında; çevresel etkiler, teknik eksiklikler, orman ve su varlıkları üzerindeki riskler ile yerleşim alanlarına yönelik tehditlere vurgu yapıldı. Davayı açan Yazıcık Beldesi vekili avukat İsmail Hakkı Atal ve direnişin gönüllülerinden Melike Tepecik karara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Tokat’ın Niksar ilçesine bağlı Yazıcık Beldesi sınırlarında açılması planlanan bentonit maden ocağına ilişkin davada mahkeme kararını verdi. Tokat İdare Mahkemesi, Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MAPEG) tarafından verilen 10 yıllık işletme ruhsatını iptal etti.
AVUKAT İSMAİL HAKKI ATAL’DAN AÇIKLAMA
Kararın ardından Yazıcık Beldesi’nin vekili avukat İsmail Hakkı Atal açıklama yaptı.
Atal, mahkemenin bentonit ocağına ilişkin ruhsatı sağlık koruma bandı bulunmaması, şev hesaplarının uygun yapılmaması, bentonite uygun jeoteknik analiz eksikliği, tozun göl ve akarsulara etkisi, tarım ve arıcılığa ilişkin değerlendirmelerin yetersizliği, Hacı Gölü’nün ekolojik yapısına vereceği zarar, 60 binin üzerinde ağacın kesilecek olması, köy mezarlığı ve anıt ağaçların ruhsat sahasında kalması gibi gerekçelerle iptal ettiğini ifade etti.
Vatan toprağının kaderine terk edilemeyeceğini hatırlatan Atal açıklamasında, “Mahkeme kararının içeriğinden anlaşılacağı üzere dava konusu ruhsat 15 ayrı noktadan delik deşik olmuştur” ifadelerini kullandı.
Atal şunları söyledi:
“Yazıcık Belediye Başkanlığı’nın davacı olduğu, Yazıcık Beldesi’ni çökertmek isteyen bentonit ocağının 10 yıllık işletme ruhsatını iptal davasını kazandık.
Tokat İdare Mahkemesi bilirkişi raporu doğrultusunda bentonit maden ocağının sağlık koruma bandı mesafesi olmayıp yerleşim alanlarını etkileyeceğinden, şev açıları hesaplaması uygun olmadığından, bentonite uygun jeoteknik analiz yapılmadığından, tozumasının akarsu ve gölleri kirleteceğinden, tozumasının tarım alanları ve arıcılık lokasyonları özelindeki etkisi proje dosyasında belirtilmediğinden, endemik nilüfer çiçeğinin yetiştiği Hacı Gölü’nün ekolojik dengesini bozacağından, su kalitesi ve yeraltı su sisteminde olumsuz değişimlere neden olacağından, uzun vadede Hacı Gölü’nün sulak alan fonksiyonunu zayıflatacağından, 60 bin 50 orman ağacının kesilmesine neden olacağından, ruhsat sahasının köy mezarlığını da kapsadığından, ruhsat sahasında anıt ağaçlar bulunduğundan, ruhsat sahası ve çevresinin yaban hayvanlarının yaşam alanı olduğundan, tozuma ve gürültünün yaban hayvanlarını uzaklaştıracağından, açık ocak işletmeciliğiyle orman örtüsünün kaldırılarak biyolojik zenginliğin ve habitatın azalmasına neden olacağından, ruhsat sahasında mera alanlarının bulunup bulunmadığının proje dosyasında belirtilmediğinden 2024-2034 yılları arasında geçerli işletme ruhsatı iptal edilmiştir.
‘MAPEG SÖMÜRGE MADENCİLİĞİNE HİZMET EDİYOR’
Sömürge madenciliği kurumu Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’nün ‘Cemil Benli’ isimli şirkete, 10 yıllığını 900 bin TL’ye sattığı işletme ruhsat alanının yanı başındaki Hacı Gölü’nde endemik nilüfer çiçeğini koparmanın cezası ise 557 bin TL’dir. Mahkeme kararının içeriğinden anlaşılacağı üzere dava konusu ruhsat 15 ayrı noktadan delik deşik olmuştur.
‘400 BİN MADEN RUHSATI MİLLİ GÜVENLİK SORUNUDUR’
Ruhsatların bu kadar alelacele, kanunsuz ve hukuksuz, çok cüzi tutarlara MAPEG tarafından satılmasının sebebi ise MAPEG’in sömürge madenciliğine hizmet ediyor olmasıdır. MAPEG’in emperyalist şirketlere ve yerli işbirlikçilerine vermiş olduğu 400 bin maden ruhsatı Türk milletinin yaşamını, bekasını ve mülkiyetini tehdit eden milli güvenlik sorunudur.
Türk halkının menfaati için örgütlü siyaset yapması gereken tüm siyasi partilerin de; iş olup bittikten, işgalci maden şirketi çöreklendikten sonra değil, tek bir kazma dahi vurulmadan, vatan toprağını satan ilk MAPEG imzası atıldıktan hemen sonra önleyici siyasetle mücadele etmesi gerekmektedir. Vatan toprağı kaderine terk edilemez.”
MELİKE TEPECİK’TEN AÇIKLAMA
Bölgedeki çevre gönüllülerinden Alevi-Bektaşilik araştırmaları bilim uzmanı Melike Tepecik de mahkemenin kararına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Veryansın Tv’ye konuşan Tepecik, mahkemenin kararının Ordu gibi benzer coğrafi özelliklere sahip şehirlerde açılmış ve açılacak olan bentonit maden davaları için de çok güçlü bir “emsal” niteliği taşıdığını ifade etti.
‘7 KİŞİLİK İSTİHDAM ÖNGÖRMÜŞTÜ’
Tepecik, şunları söyledi:
“Cemil Benli’ye verilen bentonit ocağı ruhsatı; şahsi mülkiyetleri, köy mezarlığını ve stratejik Yeşilırmak Havzası’ndaki içme suyu kaynaklarını kapsayan geniş bir alanı risk altına sokmuştur. 40 yıl sürmesi planlanan faaliyetin sadece 7 kişilik istihdam öngörmesi, bölgedeki mevcut tarım ve hayvancılık ekonomisinin yarattığı değerin çok altında kalmıştır. Projenin yerleşim alanlarına ve su kaynaklarına bu denli yakın olması, bölge sakinlerinin yaşam alanlarını ve mülkiyet haklarını doğrudan tehdit eden bir süreç başlatmıştır.
‘TOPRAK YAPISININ KALICI OLARAK TAHRİP OLMA RİSKİ’
Kelkit Vadisi’nin mikro-klima özelliği sayesinde 21 endemik tür dahil olmak üzere toplam 222 bitki taksonuna ev sahipliği yapan bu bölge, ulusal düzeyde bir biyolojik miras niteliğindedir. Bentonit madenciliğinin doğası gereği yarattığı toz emisyonu ve habitat yıkımı, bu nadir türlerin neslini tüketme tehlikesi taşımaktaydı. Ayrıca bentonitin erozyona yatkın bölgelerde bulunması, ekosistem dengesinin bozulması durumunda toprak yapısının kalıcı olarak tahrip olma riskini ve geri dönüşsüz çevre felaketlerini beraberinde getirecek bir yapı arz etmekteydi.
Tokat İdare Mahkemesi, 2026/344 sayılı kararı ile Cemil Benli’ye ait maden ruhsatının iptaline hükmederek bu haklı mücadeleyi tescillemiştir. Bu karar, maden projelerinin “kamu yararı” iddiasıyla sunulmasına rağmen, gerçekte tarım, su kaynakları ve ekolojik dengenin korunmasının çok daha üstün bir kamu yararı olduğunu ortaya koymuştur. Bu tarihi karar, özellikle Ordu gibi benzer coğrafi özelliklere sahip illerde açılmış ve açılacak olan bentonit maden davaları için de çok güçlü bir “emsal karar” niteliği taşıyarak çevre hukuku adına önemli bir dönüm noktası oluşturmuştur.”
YAZICIK DİRENİŞİNDE BİLİRKİŞİ RAPORU
Dava konusu ruhsat, 4 Ekim 2024 ile 4 Ekim 2034 tarihleri arasında geçerli olmak üzere verilmişti. Yazıcık Beldesi’nin açtığı davada yapılan keşif sonrası hazırlanan bilirkişi raporunda projeye dair çok sayıda eksiklik ve risk ortaya konulmuştu.
Mahkeme dosyasına giren raporda, bentonit ocağının açık işletme yöntemiyle faaliyet göstereceği, toplam 1913 hektarlık ruhsat alanı içerisinde 513 hektarlık ÇED sahası belirlendiği aktarılmıştı. Raporda özellikle ‘şev stabilitesi’ hesaplarının bilimsel yöntemlerle yapılmadığı ifade edilmişti.
Maden mühendisliği açısından yapılan incelemelerde, ÇED dosyasında şev stabilitesi açılarına ilişkin çelişkili bilgiler bulunduğu belirtilmişti. Bilirkişiler, “şev stabilitesi” analizinin yapılmadığını, bentonit gibi su tuttuğunda şişme potansiyeli olan killi zeminlerde heyelan ve çökme riskinin ortaya çıkabileceğini ifade etmişti. Raporda, suya doygun ortamda güvenlik katsayısının kritik sınırın altına düştüğü ve “şev yenilmesi” yaşanabileceğine dikkat çekilmişti.
ŞEV STABİLİTESİ NEDİR?
Maden sahalarında açılan dik yamaçların çökmeden ayakta kalabilmesini ifade eden ‘şev stabilitesi’, İliç maden faciası sonrasında yeniden gündeme gelmiş, yanlış şev hesaplarının felaketin temel nedenlerinden biri olduğu değerlendirilmişti.
Yazıcık’ta bilirkişi heyeti, proje dosyasında bentonite özgü jeoteknik analizlerin bulunmadığını da tespit etmişti.
Raporda, “Bentonit materyaline göre jeoteknik analiz yapılmadığı, literatürden faydalanılarak elde edilen bentonit dayanım değerlerine göre oluşturulacak şevlerin güvensiz olabileceği” ifadelerine yer verilmişti.
Mahkeme kararında da ÇED başvuru dosyasının eksik bilgiler içerdiği ve teknik açıdan yeterli olmadığı değerlendirmesine yer verildi.
HACI GÖLÜ’NE TOZ TAŞINIMI RİSKİ
Raporda ayrıca ocaktan kaynaklanacak yoğun toz emisyonlarının bölgedeki tarım alanları, arıcılık faaliyetleri, akarsular ve göller üzerinde ciddi etkiler yaratabileceği belirtilmişti. Özellikle endemik nilüferleriyle bilinen Hacı Gölü’nün ekolojik dengesinin bozulabileceği, gölde su kalitesinin düşebileceği ve sulak alan fonksiyonlarının zarar görebileceği “Hacı Gölü’nün ocak sahasına hidrolojik bağlantılı konumu dikkate alındığında, tozun bu su kaynaklarına taşınması oldukça yüksek bir olasılıktır.” sözleriyle ifade edilmişti.
Bilirkişiler, bentonit tozlarının göl sistemine taşınması halinde askıda katı madde miktarının artacağını, suyun bulanıklaşacağını ve fotosentez kapasitesinin azalacağını belirtmişti. Raporda, bunun uzun vadede biyolojik çeşitlilik kaybına ve su tutma kapasitesinin düşmesine yol açabileceği kaydedilmişti.
YERLEŞİM YERLERİYLE İÇ İÇE OLDUĞU BELİRTİLDİ
Mahkeme dosyasına giren tespitlerde, ruhsat alanının yerleşim yerleriyle iç içe olduğu, gürültü ve tozun insan sağlığı açısından “katlanılabilir seviyelerde olmayacağı” değerlendirilmişti. Gürültünün yaban hayatı üzerinde de kalıcı tahribat oluşturabileceği, kuşların ve diğer canlıların yaşam alanlarını terk edebileceği belirtilmişti.
Orman mühendisliği incelemelerinde ise ÇED alanının yaklaşık yarısının orman örtüsüyle kaplı olduğu ortaya konmuştu. Bilirkişi raporunda, proje kapsamında 60 bin 50 ağacın kesileceği, orman ekosisteminin parçalanacağı ve habitat kaybı yaşanacağı ifade edilmişti. Ayrıca bölgede anıt ağaç niteliği taşıyan ağaçların bulunduğu ve bunların da etki alanında kaldığı aktarılmıştı.
Raporda, proje alanında yöre halkının “Abdal Musa” ziyaret yeri olarak kabul ettiği, kurban kesip yağmur duası yaptığı alanların da bulunduğu belirtilmişti. Bu nedenle projenin yalnızca çevresel değil, sosyolojik ve kültürel etkiler de yaratacağı değerlendirilmişti.




















