Mahbip Dilek yazdı…
Yüzyıllardır yasaklarla, baskılarla ve katliamlarla sınanan bir inançtan söz ediyoruz: Alevilik.
İnanç önderleri bedel ödedi, dergâhlar kapatıldı, cemler yasaklandı. Pir Sultan Abdal, düşünceleri ve inancı nedeniyle dönemin iktidarı tarafından darağacına gönderildi. Ama Alevilik hiçbir zaman yok olmadı.
Aleviler inançlarını yaşatmak için kimi zaman kendilerini saklamak zorunda kaldılar. Ama cem erkanından, pirlerinden, dedelerinden ve yolundan asla vazgeçmediler.
Cumhuriyet döneminde yaşanan Maraş, Çorum ve Sivas katliamları ise Alevilerin hafızasında hâlâ kapanmayan yaralardır.
Tek din, tek dil, tek millet anlayışı içerisinde Aleviliğin kendisine yer bulamadığı dönemler yaşandı. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kuruluşuyla birlikte devletin din anlayışının ağırlıklı olarak Sünni İslam ekseninde şekillenmesi, Alevilerin eşit yurttaşlık ve inanç özgürlüğü taleplerini daha da görünür hale getirdi.
Ancak Aleviler bütün bunlara rağmen susmadı.
Örgütlendiler. Dernekler kurdular, vakıflar kurdular, Avrupa’da örgütlendiler. İnançlarını ve kültürlerini gelecek kuşaklara aktardılar. Avrupa’nın birçok ülkesinde Aleviliğin tanınması ve Alevi çocuklarının kendi inançları hakkında eğitim alabilmesi için mücadele ettiler.
Bugün gelinen noktada ise devletin Alevi toplumunun örgütlü gücünü ve taleplerini görmezden gelemeyeceği bir gerçeklik ortaya çıktı.
Fakat burada önemli bir soru var:
Alevilerin talebi devletin Alevisi olmak mı, yoksa kendi inancıyla özgürce yaşayabilmek mi?
Ben bugün Hacıbektaş’tan geliyorum.
Dün devlet imkânlarıyla, parayla taşındığı iddia edilen kalabalıklarla Alevi toplumunun iradesini göstermeye çalışan anlayışın karşısında bugün bambaşka bir tablo gördüm.
On binlerce insan Hacıbektaş’taydı. Ve o kalabalığın içerisinde yalnızca devletin davet ettiği insanlar değil; kendi inancına, kendi tarihine, kendi yoluna sahip çıkan Aleviler vardı. “Devletin Alevisi olmayacağız” diyen Pir Sultan yoldaşları vardı. Çünkü Alevilik, devletin vereceği bir kimlik değildir.
Alevilik; dedesiyle, piriyle, cemiyle, nefesiyle, semahıyla, lokmasıyla, dayanışmasıyla yüzyıllardır yaşayan bir inanç ve kültürdür.
Bugün yapılması gereken Alevileri bölmek, parçalamak ve yönetmek değil; Alevilerin eşit yurttaşlık, inanç özgürlüğü ve kendi inancını özgürce yaşama hakkını tanımaktır. Hacıbektaş’ta gördüğüm kalabalık bana bir kez daha şunu gösterdi:
Alevilik bitmedi. Aleviler susmadı. Bu yol, yüzyıllardır olduğu gibi kendi inancıyla yürümeye devam ediyor.
Ve bizler, devletin Alevisi değil;
Pir Sultan’ın, Hacı Bektaş’ın, Kul Himmet’in, Şah Hatayi’nin yolundan gelenleriz.
Yolumuz açık, sözümüz hak olsun.
Mahbip Dilek
Sesim Gazetesi









