ALEVİLİĞİ TÜRKLÜĞE HAPSETMEYİN
Bir inancın etnik kimliğe indirgenmesi ve milliyetçiliğin ateşine atılması üzerine
Son zamanlarda sosyal medyada giderek daha fazla karşılaştığım ve artık açıkça tartışılması gerektiğine inandığım tehlikeli bir anlayış var: Aleviliğin Türkmenliğe, Türkmenliğin de Türklüğe indirgenmesi ve başka etnik kökenlerden Alevilerin varlığının inkâr edilmesi.
Bazı çevrelerde açıkça ya da dolaylı biçimde “Aleviler Türkmendir”, “Alevi olmak Türkmen olmaktır”, “başka etnik kökenden Alevi olmaz” anlayışı savunuluyor.
Asıl tehlike burada başlıyor.
Çünkü bu yaklaşım Aleviliği bir inanç ve yol olmaktan çıkarıp etnik bir kimliğe dönüştürüyor. Ortaya şu denklem çıkıyor:
Alevi = Türkmen = Türk.
Bu denklem kurulduğunda Türk olmayan Alevinin varlığı problem hâline geliyor. Kürt Alevi sorgulanıyor, Arap Alevi sorgulanıyor, başka etnik kökenlerden gelen Alevilerin Aleviliği tartışmaya açılıyor.
Oysa mesele basit bir soruyla anlaşılabilir:
Müslüman olan herkes Arap mıdır?
Türk, Kürt, Boşnak veya Endonezyalı bir Müslüman Arap mıdır? Elbette değildir.
Aynı şekilde inanç ile etnik kimlik aynı şey değildir. Öyleyse Aleviliği Türkmenliğin ve Türklüğün eş anlamlısı hâline getirmek de aynı indirgemeciliğin başka bir biçimidir.
Türkmen Aleviliği vardır; ama Alevilik Türkmenliğe indirgenemez
Türkmen Alevilerin Alevi-Bektaşi geleneği içerisindeki tarihsel ve kültürel yeri tartışılmaz. Kendi tarihleri, deyişleri, ozanları, sözlü gelenekleri ve toplumsal hafızaları vardır.
Ancak aynı şey Kürt Aleviler için de geçerlidir. Onların da kendi tarihleri, kültürleri, sözlü gelenekleri, inanç pratikleri, ozanları ve deyişleri vardır.
İran’daki Kakâî/Yaresan geleneğinin de kendine özgü tarihsel ve kültürel birikimi bulunur. Arap Alevilerin, Arnavut Alevilerin ve başka topluluklar içerisinde yaşayan Alevilerin de kendi tarihleri ve kültürel hafızaları vardır.
Bu çeşitlilik Aleviliğin zayıflığı değil, tarihsel ve kültürel zenginliğidir.
Dolayısıyla mesele Türkmen Aleviliğini reddetmek değildir. Mesele, Türkmen Aleviliğini Aleviliğin tamamı saymak ve diğer Alevi topluluklarını bu kimlik içerisinde eritmeye çalışmaktır.
Birinin varlığı diğerinin yokluğu değildir.
Türkmen Aleviliği Aleviliğin bir parçasıdır; Aleviliğin tamamı değildir.
Kürt Aleviliği de Aleviliğin bir parçasıdır. Arap Aleviliği ve başka toplulukların Alevilikleri de öyledir.
Hiçbir parça bütünü kendi mülkü hâline getiremez.
Çünkü Alevilik bir etnik kimliğin tapulu malı değildir.
Elbette bir Türkmen Alevi Türkmen kimliğiyle, bir Kürt Alevi Kürt kimliğiyle gurur duyabilir. İnsan kendi kimliğini, kültürünü ve tarihini sevebilir. Sorun, kendi kimliğini başkasının kimliğinin üzerine koymak ve onu üstünlük aracına dönüştürmektir.
Türkmen olmayan bir Aleviye “Aleviler Türk’tür” demek, eğer onun kendi kimliğini ve tarihsel hafızasını inkâr etmeye yönelikse, artık yalnızca bir tarih tartışması değildir. Bu, başkasının kimliği üzerinde iktidar kurma biçimine dönüşür.
İnsana, “Sen kendini yanlış biliyorsun; senin tarihsel hafızan yanlış; senin kim olduğunu biz senden daha iyi biliyoruz” demek, kimlik dayatmasıdır.
Alevilik bir ırk değildir
Aleviliği bir soy kütüğüne çevirdiğimiz anda onun özünden uzaklaşmaya başlarız.
Alevilik bir DNA testi değildir. Bir “kan” meselesi değildir. Bir etnik üstünlük projesi değildir.
Aleviliğin merkezinde insan vardır: hak, adalet, vicdan, edep, paylaşma ve zulme karşı durmak.
Alevi-Bektaşi geleneğinde Hacı Bektaş Veli’ye atfedilen “Eline, beline, diline sahip ol” düsturu, insanın öncelikle kendi davranışlarından sorumlu olduğunu hatırlatır. Gelenekteki “Yetmiş iki millete bir gözle bakmak” anlayışı da insanları etnik kimliklerine göre üstünlük sıralamasına koyan bir zihniyetle bağdaşmaz.
O hâlde sormak gerekiyor:
Yetmiş iki millete bir gözle bakmaktan söz eden bir gelenek nasıl olur da tek bir etnik kimliğe hapsedilebilir?
“Benim Kâbe’m insandır” diyen bir anlayış, başka bir Alevinin kimliğini nasıl inkâr edebilir? Burada ciddi bir felsefi çelişki vardır.
Asıl tehlike: Aleviliğin milliyetçiliğe taşınması
Beni asıl endişelendiren nokta ise bunun ötesinde başlıyor.
Aleviliğin Türklükle özdeşleştirilmesi yalnızca kültürel bir söylem olarak kalmayabiliyor. Bu söylem, aşırı milliyetçi ve ırkçı siyaset içerisinde Alevileri belirli bir politik çizgiye çekmenin aracına dönüşebiliyor.
Önce: “Alevi = Türkmen.” Sonra: “Türkmen = Türk.” Ardından: “Gerçek Alevi = Türk Alevi.”
Ve sonunda Kürt Alevinin varlığı sorun hâline geliyor. Ve diğer etnik köken Aleviliğin. İşte o noktada Alevilik bir inanç olmaktan çıkarılıp etnik bir siyasal kimliğin taşıyıcısına dönüştürülür.
Alevilerin kültürü, deyişleri, sazı, ozanları ve tarihsel acıları başka bir siyasi projenin malzemesi hâline getirilmemelidir.
Aleviliğin dili kullanılarak Aleviler, Aleviliğin özünden uzaklaştırılmamalıdır.
Bu nedenle mesele yalnızca “Alevilik nedir?” sorusu değildir.
Asıl soru şudur:
Alevilik kimin siyasi projesine hizmet eder hâle getiriliyor?
Alevi sanatçılarına da sözümüz var
Alevi deyişleriyle, ozanların eserleriyle, bağlamasıyla ve sesiyle Alevi toplumunun sevgisini kazanmış sanatçılara da bir söz söylemek gerekiyor.
Bu bir düşmanlık değil, sorumluluk çağrısıdır. Çünkü elinizde yalnızca bir saz yok. Bir halkın hafızası var.
Pir Sultan’ın sözü, Kul Himmet’in nefesi, Nesimi’nin hakikat arayışı, Âşık Veysel’in insanı ve toprağı var. Yüzyılların acısı, isyanı ve umudu var. Deyiş söylemek kolaydır; deyişin ahlaki yükünü taşımak zordur.
Pir Sultan’ın sözünü sahnede söyleyip onun zalim karşısındaki itirazını taşımıyorsanız, orada ciddi bir çelişki vardır.
Alevi kültürünü kullanarak görünürlük kazanıp ardından Alevileri etnik kimlikleri üzerinden birbirinden ayırıyorsanız, söylediğiniz söz ile taşıdığınız siyaset arasında da ciddi bir çelişki vardır.
Alevi deyişleri ırkçılığın fon müziği olamaz.
Alevi ozanlarının mirası, Alevileri birbirine karşı konumlandıran bir milliyetçiliğin aracı hâline getirilemez.
Devletin makbul Alevilisi de, milliyetçiliğin makbul Alevilisi de.
Ve bir başka mesele, Aleviliğin devlet tarafından tanımlanması ve sistem içerisinde “makbul” bir kimliğe dönüştürülmesidir. Ve bu kabul edilemez.
Daha da önemlisi, zaman zaman bu anlayışın Alevilerin içerisinden çıkan bazı aktörler eliyle yeniden üretilmesidir.
Dışarıdan gelen baskıyı görmek kolaydır.
Asıl tehlike, sistemin dilinin bir gün Alevilerin kendi dili hâline gelmesidir.
Alevilik devletin istediği makbul kimliğe de indirgenemez, milliyetçiliğin istediği “makbul Türk Alevi” kimliğine de.
Alevilik ne devletin tekelidir ne de milliyetçiliğin.
Alevileri ateşe atmayın, Bugün Alevilerin üzerine tehlikeli bir ateş taşınıyor.
Bu ateşin içerisinde etnik üstünlük düşüncesi, ırkçı milliyetçilik, kimlik inkârı ve siyasi hesaplar var.
Bazı çevreler Alevileri bu ateşin içerisine doğru itiyor. Belki bugün bu ateşin yalnızca Kürt Aleviyi yakacağını düşünüyorlar.
Ama ateş, kime ait olduğunuzu sormaz.
Türk müsün, Türkmen misin, Kürt müsün, Arap mısın, Alevi misin diye bakmaz. Önüne geleni yakar.
Bugün Kürt Aleviyi dışlamak için yakılan ateş, yarın Türkmen Aleviyi de yakabilir.
Bugün “gerçek Alevi biziz” diyen anlayış, yarın “yeterince gerçek Alevi kim?” sorusunu sormaya başlayabilir.
Çünkü ırkçılığın sınırı yoktur. Her zaman yeni bir “öteki” yaratır.
Son söz
Alevilerin bugün dikkat etmesi gereken en önemli meselelerden biri, kendi içlerindeki farklılıkların bölünme ve etkisizleştirme aracına dönüştürülmesine izin vermemektir.
Geçmişten bugüne iktidarların sıkça başvurduğu “böl ve yönet” anlayışı, Aleviler açısından da ciddi bir tehlikedir. Farklı kimlikleri birbirine karşı konumlandırarak bir toplumu zayıflatmak, sonunda herkesi kaybettirir.
Bu yazı Türkmen Aleviliğine karşı değildir. Türk kimliğine sahip çıkılmasına da karşı değildir.
İtirazım; Aleviliğin Türklüğe indirgenmesine, Türkmenliğin Aleviliğin ölçüsü hâline getirilmesine, Kürt, Arap ve başka etnik kökenlerden gelen Alevilerin yok sayılmasına ve Aleviliğin ırkçı, aşırı milliyetçi bir siyasetin içerisine çekilmesine yöneliktir.
Kimliğini yaşamak başka şeydir; kendi kimliğini başkasının kimliğini inkâr etmenin ve onun üzerinde üstünlük kurmanın aracına dönüştürmek başka.
Alevilik bir ırk değildir. Bir millet değildir.
Bir etnik üstünlük projesi değildir. Alevilik bir yoldur. Bir inançtır. Bir ahlaktır. Bir vicdandır.
Bir hakikat arayışıdır. Ve merkezinde insan vardır.
O yüzden bugün söylememiz gereken şey çok açık:
Aleviliği Türklüğe hapsetmeyin. Türkmenliği Aleviliğin ölçüsü hâline getirmeyin. Kürt Alevinin, Arap Alevinin ve başka halklardan Alevilerin kimliğini inkâr etmeyin. Alevi deyişlerini ırkçılığın fon müziği yapmayın. Alevileri milliyetçiliğin ateşine atmayın.
Çünkü dilimizde Alevilik kalabilir. Sazımızda Alevilik kalabilir. Deyişimizde Alevilik kalabilir.
Ama insanı insandan ayırmaya başladığımız gün, özümüzde Alevilik diye bir şey kalmaz.
Suna Doğan
İsviçre


























