Kadın Direnişi: Ortadoğu’nun Umudu ve Küresel Mücadelenin Sesi
Ortadoğu, tarih boyunca baskıcı rejimlerin ve erkek egemen yapıların gölgesinde şekillenmiş bir toplumsal yapıya sahiptir. Ancak bu karanlığın içinde güçlü bir ışık yanıyor: kadınlar. Eğitimden siyasete, örgütlü direnişten sokak protestolarına kadar kadınlar, özgürlük ve eşitlik mücadelesinin en ön saflarında yer alıyor. Bu direniş yalnızca bölgesel değil; insan hakları, demokrasi ve toplumsal adalet açısından küresel bir anlam taşıyor.
İran’da Mahsa Amini’nin 16 Eylül 2022’de gözaltında hayatını kaybetmesi, ülke çapında bir halk ayaklanmasının kıvılcımı oldu. Bu olay, sadece bireysel bir trajedi değil; toplumsal bir kırılma anıydı. Kadınlar şehirlerin sokaklarını doldurdu, saçlarını keserek ve yüzlerini açarak cesurca haykırdı: “Artık yeter!” Devlet şiddetine, yasaklara ve baskılara rağmen bu direniş yalnızca sokaklarda değil, dijital alanda da yankı buldu ve dünya kamuoyuna ilham verdi.
Son günlerde İran’da protestolar yeniden büyüyor ve ülke çapında devam ediyor. Hükümet internet ve iletişimi neredeyse tamamen keserek halkı izole etmeye çalışıyor, ancak protestolar 22 eyalet ve 116 ayrı noktada sürüyor; kadınlar ve gençler “Kadın, Yaşam, Özgürlük” sloganlarıyla direnişi sürdürüyor. Resmî olmayan raporlara göre onlarca kişi öldü ve binlerce kişi gözaltına alındı; hastaneler dolup taşarken, rejim ağır yaptırımlar ve tehditlerle halkı sindirmeye çalışıyor. (apnews.com)
Kadınlar ve gençler hâlâ sokaklarda; onurlarıyla haklarını savunuyor, tüm baskılara ve iletişim engellemelerine rağmen direnmeye devam ediyorlar.
IŞİD’in 2014’te Êzidîlere yönelik saldırıları ve Şengal soykırımı, Kürt kadın savaşçıları ve topluluklar tarafından kararlı bir direnişle karşılandı. 2014-2017 yıllarında Kürtler, sadece kendi topraklarını değil, dünyanın gözü önünde insanlık değerlerini savundular. Bu tarihsel mücadele, bugünkü direnişin ve bölgesel güvenliğin temellerini oluşturuyor. Afganistan’da Taliban’ın dayattığı yasaklara karşı sürdürülen sessiz ama kararlı direniş, Kürt kadınlarının IŞİD’e karşı Êzidî topluluklarını savunması… Tüm bu örnekler, kadınların yalnızca kendi hakları için değil, toplumsal güvenlik ve özgürlük için de mücadele ettiğini açıkça gösteriyor. “Jin, Jiyan, Azadî” — Kadın, Yaşam, Özgürlük — artık sadece bir slogan değil; Ortadoğu’da ve dünyada özgürlük mücadelesinin evrensel bir simgesi haline gelmiştir.
Ancak bu direnişin ışığı hâlâ derin bir karanlıkla çevrilidir. IŞİD ve benzeri cihatçı yapılar yeniden güç kazanıyor ve bazı kesimler tarafından destekleniyor. Kadınlar, çocuklar ve savunmasız siviller sistematik biçimde hedef alınıyor. İşkence, kaçırma, infaz ve toplumsal yok etme politikaları münferit suçlar değil; bilinçli, ideolojik ve politik bir savaşın parçasıdır. Bu yapıları destekleyen, görmezden gelen ya da “denge politikası” adı altında meşrulaştıran uluslararası aktörler ise bu suçların dolaylı ortağıdır.
Tarih açıkça göstermiştir ki Kürt kadın savaşçılarının ve bölgedeki direniş güçlerinin cesareti, yalnızca bölgesel değil, küresel güvenlik açısından da belirleyici olmuştur. Avrupa’da ve dünyanın pek çok yerinde IŞİD saldırılarının engellenmesi, bu halkların ve özellikle kadınların fedakârlığı sayesinde mümkün olmuştur. Buna rağmen bugün aynı uluslararası güçlerin bu direniş odaklarını yalnız bırakması, hatta dolaylı biçimde bu karanlık yapıların liderlerini meşrulaştıran tutumlar sergilemesi, derin bir etik ve politik çöküştür. Bu çifte standart kabul edilemezdir.
Kadınlar direniyor ve umudu yükseltiyor. Ancak bu direniş desteklenmezse, karanlık cihatçı güçler yalnızca direnenleri değil, tüm dünyayı tehdit eder hale gelir. Kadınların mücadelesi, Ortadoğu’nun sınırlarıyla sınırlı değildir; bu mücadele küresel barışın, güvenliğin ve insanlığın ortak geleceğinin bir parçasıdır.
Daha da tehlikelisi şudur: Son dönemde yaşananlar ve kullanılan yöntemler, dünyayı adım adım Ortaçağ karanlığına sürüklemektedir. Kadınların kamusal hayattan silinmesi, düşüncenin cezalandırılması, farklı kimliklerin yok edilmesi, şiddetin “inanç” adına meşrulaştırılması; insanlığın yüzyıllar önce bedel ödeyerek geride bıraktığını sandığı karanlık pratiklerdir. Dünya bu yöntemlere sessiz kaldıkça, bu karanlık bataklık kaçınılmaz biçimde genişleyecek ve çok kısa bir zaman dilimi içinde yalnızca Ortadoğu’yu değil, küresel düzeni de içine çekecektir.
Bu nedenle bugün açık ve net bir çağrı yapmak zorundayız:
Kürt halkına, Alevi halkına, Êzidîlere, Dürzilere ve Hıristiyan halklara yönelik bu vahşete karşı direnen güçlere sahip çıkmalı ve onları desteklemeliyiz. Bu halklar yalnızca kendi varlıklarını değil; inanç özgürlüğünü, çoğulculuğu ve bir arada yaşama iradesini savunuyor. Onlara yönelen saldırılar, aslında insanlığın ortak değerlerine yönelmiştir.
Bitmeyen Kürt düşmanlığı ve Alevi düşmanlığı, yalnızca hedef alınan halkları değil, bu düşmanlığı körükleyenleri ve güzelim ülkeyi de karanlığa sürükleyecektir. Bu kör ve inkârcı nefret siyaseti, eninde sonunda herkesin oturduğu evi yakar. Bundan vazgeçmek zorundasınız. Kürtler ve Aleviler düşman değildir; tam tersine demokratik, laik ve eşit bir yaşamı savunmaktadır. Bu değerlerin mücadelesini lafla değil, canlarıyla bedel ödeyerek vermektedirler. Bugün Ortadoğu’da karanlığa karşı ayakta duran az sayıdaki toplumsal güçten biri bu halklardır. Onları hedef almak, aslında özgürlüğü, demokrasiyi ve birlikte yaşam umudunu hedef almaktır.
Türkiye Toplumuna Açık Soru:
Özellikle Türkiye halkınadır bu soru: IŞİD gibi şeriatçı, kadın düşmanı ve barbar çetelerin tamamen hâkim olduğu bir ülkeyle mi komşu olmak istiyorsunuz; yoksa demokratik, özgürlükçü ve seküler bir bölgeyle mi? Kadınların kamusal hayattan silindiği, çocukların ideolojik savaş malzemesi yapıldığı, farklı inançların ve kimliklerin yok edildiği bir karanlıkla mı yan yana yaşamak istiyorsunuz? Yoksa kadınların söz sahibi olduğu, halkların bir arada yaşayabildiği, laik ve demokratik bir Kürt bölgesiyle mi?
Bu soru ideolojik değil, hayati bir sorudur. Güvenlik, barış ve gelecek meselesidir. IŞİD ve benzeri şeriatçı yapıların güçlenmesi, sınır tanımayan bir tehdittir. Bugün “uzakta” sanılan bu karanlık, yarın kapıya dayanabilir. Demokratik ve seküler bir Kürt bölgesi ise yalnızca Kürtler için değil, Türkiye halkları için de bir güvence, bir nefes alanı, bir istikrar unsuru olabilir. Kadınların özgür olduğu bir coğrafya, toplumun tamamı için özgürlük demektir. Kadınların susturulduğu bir coğrafya ise herkes için köleliktir.
Kısa vadeli politik hesaplar uğruna şeriatçı çetelere göz yummak, geleceği ateşe atmaktır. Tarafsızlık yoktur: Ya karanlığın yanında durursunuz ya da özgürlüğün.
İnsanlık karanlığa gömülürken, kadınlar ve çocuklar vahşice katledilirken, IŞİD gibi insanlık düşmanı bir yapılanma açık veya örtük biçimde desteklenirken sessiz kalmak artık bir seçenek değildir. Savunmasız kadınların taciz edilmesi, öldürülmesi; hastanelerin bombalanması; yaşamın kutsallığının sistematik biçimde yok edilmesi… Bunlar münferit trajediler değil, insanlığın utanç tablosudur.
Ve artık sorulması gereken soru nettir: Bu vahşete karşı duracak mısınız, yoksa sessizliğinizle bu karanlığın ortağı mı olacaksınız? Kadınlar direniyor. Kürt kadınları direniyor. İran’da, Afganistan’da, Ortadoğu’nun her yerinde direniyorlar.
Onlara sahip çıkmak ve destek vermek, sadece kadınların, çocukların veya mazlum halkların değil, tüm insanlığın güvenliği ve onuru için bir zorunluluktur. Destek vermezsek, bu karanlık güçler yalnızca direnenleri değil, tüm dünyayı yeniden Ortaçağ karanlığına sürükleyecek.
Artık sessizlik bir seçenek değildir.
Artık taraf olma zamanı gelmiştir.
Kadınlar direniyor.
Ve sıra dünyada.
Suna Doğanİsviçre





















